Çarşamba, Kasım 16, 2011

Sinek Teorisi

Yoğun bir iş mesaisinin ardından arkadaşlarla kritik yaparken (dedikodu demiyorum bakın:)) biri ilginç bir teoriden bahsetti. (<bu yazımı okuyan ilgili arkadaşlarım panik yapmayın isimleriniz gizli tutulacaktır>) Aslında bir çoğumuzun özünde bir şekilde öldürme güdüsü vardır. Düşününce sineği bile öldürmek aslında bir canlıyı öldürmek...Teoriye göre insanların sinekten kurtulma yolları genel olarak olayları çözme yöntemleri ve iş hayatındaki tutumları ile ilişkiliymiş.Örnek: Sineği ödürenler astlarıyla problem yaşadıklarında direk işten atarmış, problemleri sonuçları acı da olsa kökten ve net çözerlermiş.



Bu teoriyi önce kendi üzerimizde test ettik tabiki.Kod adı X bir yönetici arkadaşım, sineği kesinlikle öldürmeyeceğini, başka bir odaya göndereceğini belirtti.İş hayatından örneği ise: yeni işe aldığı bir elemanının ilk 1-2 ay performansından memnun kalmamış, işten çıkartmaya da gönlü razı olmamış, başka bir departman yöneticisinin de benzer pozisyondaki eleman talebine karşılık kıvrak bir manevra ile sineği başka odaya göndermiş ve belki de hayatının en büyük "satış"'ını yapmış:) Kod adı Y: Önce diğer odanın ışığını yakıp sineği bu odaya çekeceğini, camı açacağını ve sonra odanın ışığını kapatıp sineği dışarı çıkaracağını söyledi. Hepimiz gülmekten kırıldık, en stratejik, temkinli ve biraz da sinsice davranış biçimi buydu. Hmm Kod adı Y'ye dikkat etmek gerekliydi, sessiz ve derinden ayağımızı kaydırabilirdi:) Evet siz sineği ne yaparsınız?...

Fotoğraf kaynak:http://www.hafif.org/etiket/sinek/tumu

Pazartesi, Kasım 14, 2011

Seth's Blog

Seth's Blog
Pazarlama alanında çalışanların takip edebileceği bir blog, top bloglar listesinde de 1 numaraymış..:) Ya galiba bu blog'a da bir kuple de olsa iş karıştırmadan yapamayacağım, ama ne yapayım pazarlama da benim hayatımın bir parçası..:)

Cumartesi, Kasım 12, 2011

Tesadüflerrr ve incir reçeli...

Hayatta bazen istediğim şeylere ve evrene gönderdiğim mesajlara dikkat etmeliyim (çünkü gerçekleşiyor..:)) dedirten anlar oluyor...öyle anlar, öyle tesadüfler üst üste geliyor ki gel de secret'a, tanrı'ya, quantum'a artık nasıl adlandırırsanız adlandırın (aynı kapıya çıkıyor bence..) inanma...bayram tatiline, izlediğim "incir reçeli" ve "halil sezai" damgasını vurdu..bazen küçük şeyler, bir film, bir şarkı üzerimizde derin izler bırakır...neyse size kısaca bu tatilde yaşadığım bütün bunlar tesadüf olamaz dedirten olayları anlatayım...Arife günü akşam eşimle evde birkaç kadeh içip müzik dinledik.Ben de you tube'dan Ömür Gedik'le, Halil Sezai'nin düet yaptığı "paramparça" şarkısını açtım (çok sıkı parçadır bu arada..:), sonra da Halil Sezai'in birkaç şarkısı daha dikkatimizi çekti ve bu sırada incir reçeli adlı bir filmin soundtrack şarkılarını dinledik. Filmi çok merak ettim, baktım evdeki DVD arşivinde yok, ertesi gün de bayram filmi alma şanısmız yok..Neyse ertesi akşam eve geldik TV de az sonra İncir Reçeli yazıyor.. haydaa başka bir şey isteymişim keşke dedik eşimle..:) Filmi izledik tabi pür dikkat, süper, mutlaka izleyin hem konusu, hem oyunculuklar, hem müzikler çok etkileyici..Halil Sezai çok iyi oynamış ve filmde söylediği şarkılar (kendi besteleri) süper.. Film bitti biz etkisinden kurtulamadık şarkıların, o gece onlarca defa you tube'dan dinledik Halil Sezai'yi...Acep nerde sahne alıyordur mutlaka canlı performansını dinlemeliyiz dedik.. Neyse ertesi gün Antalya'ya gittik, Başar'ın arkadaşlarıyla yemekteyiz, biz filmden ve Halil'den bahsettik, içlerinden biri aa biliyorum o adamı hatta bu akşam Antalya'da Jolly Joker'de çıkıyor sanırım dedi...hemen google'ladım evet doğruydu,...burada da karşımıza çıkmıştı..hemen çıktık mekana gittik, biz Halil'i Antalya'da pek tanıyan yoktur kesin yer buluruz diye düşünürken kapıda giremezsiniz mekan dolu dediler..ben tabi secret buraya kadar işlemiş, bizi bu kapıya getirmiş kesin girebileceğimize inancımı kaybetmiyorum..Bodyguard'ları zar zor ikna ettik, içerisi hınca hınç dolu, ayaktayız ama her şeye değerdi..işte bir haftadır etkisinden kurtulamadığımız adamı canlı dinliyorduk..Halil'in performansı süperdi, harika bir gece geçirdik, avaz avaz tüm şarkılarına eşlik ettik, kafa dağıttık..Çok doğal, içten bir tarzı var Halil'in,sahnede kadehini kaldırıyor, sigarasını içiyor, adeta şarkıları yaşıyor...

Yazı dağıldı gibi sanki..:) 3 amacım vardı bunu yazarken, özetle kıssadan hisse dersek..

1) Burada anlattığım tesadüfler(?!) zinciri küçük bir olay aslında ama güzel bir örnek bence...biraz hayatın akışına bırakmak lazım kendimizi ve evrene güvenmek lazım..kasmadan da istediğimiz şeyler bizi bulabilir ama isteğimizi ve pozitif sinyalleri göndermek kaydıyla tabiki...yoksa hiç bir şey yapmayayım yan gel yatayım nasılsa evren bana gönderir felsefesi değil bu..:)

2) İncir Reçeli sıkı bir film mutlaka izleyin...



3) Halil Sezai'yi canlı kanlı dinleyin, 2 Aralık'da Jolly Joker Taksim'de çıkıyor, biz gideceğiz tekrar, sizi de bekleriz..:)


Aşağıda bizi dağıtan şarkısını dinleyerek bir başlangıç yapabilirsiniz

http://www.youtube.com/watch?v=1th64HyFDAw&ob=av2e

Cumartesi, Ekim 08, 2011

Sessiz Çığlık...

Size günlük tuttuğumdan bahsetmiştim ya...arada şiirlerim de var..şimdi okuduğumda beni şaşırtan acep hangi duygularla yazmış olabilirim dedirten..e dedim ya gizlim saklım yok kimseden, birini paylaşasım geldi şimdi burda..hadi buyrun.. 1996 yılında yazdığım birkaç kuple.. biraz depresif miyim neyim o dönemler, yorumu sizlere bırakıyorum...:)

Bu arada aşağıdaki foto da benim Fas'ta çektiklerimden biri, ben bu adamın gözlerindeki hüznü gördüm ve sessiz çığlığını duydum sanki, bakalım siz de duyabilecek misiniz??



SESSİZ ÇIĞLIK

yağmurla yıkanmıştı sanki kalbi
toprak toprak kokuyordu elleri
cennetin bahçesinden kopup gelmişçesine
yasak elmaya ulaşmak için delirmişçesine
kapılıverdi şeytanın girdabına
kulağıma geliyor, acı acı bağırıyor..
karanlıktan, sonsuzluktan eller uzanıyor..
gözleri bir bulut olmuş boşanacak şimdi
anlıyorum ki bunlar son çırpınışları onun
yardım etmek isterdim ona..
eğer... eğer... kendim kurtulabilseydim.....

enjoy:)

Anason kokusu...

İstemesem de 1 ay kadar ara vermiş oldum yazılarıma...iş, hayat koşturmacası içinde..nereye koştuğumuzu anlayabilen var mı?? bazen bakıyorum da herkes koşuyor aman ben geri kalmayayım diye koşturuyoruz gibi geliyor...sorgulamadan, durmadan.. çünkü bir dursak bu koşturmacanın anlamsızlığını anlayıp (bu yazımdaki manasızlıklardan sorumluluk kabul etmediğimi de baştan söyleyeyim, şu saatte evde yalnız ve bacardimi yudumlarken... yeterli bir mazeret sanırım:) vazgeçeçeğiz, diğer taraftan da aklımız koşanlarda kalacak, belki biz durup geride daha mutlu olacağız ama ya koşmaya devam edenler bizim ulaşamadığımız hazineye ulaşırsa...aman allahım vicdan azabını düşünemiyorum...

şimdi bu felsefik yazılar nerden çıktı diyebilirsiniz, önceki yazılarıma bakıp..:) aslında ben de bu hayatta bahsettiğim koşan-lardan biriyim, hatta marathon koşuyorum ve derece yapmayı kafama koymuşum diyebilirim..:) ama arada durmasam da sorguladığım oluyor (aynı anda hem koşup hem sorgulayabiliyorum, çok şükür..) aslında mutsuz değilim bu koşturmacadan...ama dursam biraz ara versem daha mı mutlu olurum acaba..blog yazmaya da aslında bir nevi nefes almak, ara vermek adına karar verdim..amacım da öyle geniş kitlelere ulaşayım filan değil, bir nevi günlük ama herkese açık, şu yaştan sonra gizlim saklım yok kimseden..o kadar aşmışım yani bazı şeyleri..:)

yazmak aslında hep vardı hayatımda, 10 yaşımdan 20 li yaşlarıma kadar düzenli günlük tutmuşum, nasıl bulunmaz bir hazine varın siz düşünün..:) ne zamanki marathon koşmaya başlamışım bırakmışım yazmayı..hayatı fazla ciddiye almaya başlamışım...en iyi okulları bitirmek, iyi bir kariyer yapmak,para kazanmak, iyi ve ideal bir eş bulmak (itiraf edeyim ki içlerinde en büyük başar-ım bu aslında..detayları ayrı bir yazımda anlatırım..:) v.s. v.s.

şimdi yazının başlığı neden anason, bu kızın kafa iyi heralde diyeceksiniz..:) hemen sadede geliyorum, zakkum diye bir grubun anason adlı şarkısını dinledim tesadüfen... uzun zamandır ilk defa bir şarkıda tüylerim diken diken oldu...ve bana bir şişe bacardi açtırdı... wow...:)



Dokunsalar ağlayacaksın
Ama hiç dokunmuyorlar
Biçare bakan gözlerin bırak kanasın
Gücüne gitsin şarkılar

Anason kokarken sofralar
Yaşlandırıyor seni aynalar
Her geçen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar
Aklın ilk göz ağrısında
Hatırlıyor mu seni hala
Dikiş tutmayan bu büyük yara
Bazı geceler kanıyor hala

Anason kokarken sofralar
Yaşlandırıyor seni aynalar
Her geçen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar

Sessizce aktı gitti yıllar,
Seni hiç uyandırmadan,
Ve bir sabah uyandığında,
Kalmışsın tek başına.

hatta dinleyin aşağıdaki linkten, bakalım sizi de etkileyecek mi?

http://www.youtube.com/watch?v=D4VtTo5biq0&feature=related

Cuma, Eylül 09, 2011

yeni sezonda hangi dizileri izlemeli:)

Dizi izlemek bir çok insana geyik bir aktivite olarak gelir.Aslında çok yoğun çalışan, evli (yani dışarıda fazla sosyalleşmesi gerekmeyen) insanlar için malum İstanbul trafiğinin ardından kafa dağıtmaya, (hatta resetlemeye) yarayan ideal, (easy to implement and relatively very cheap, off bu yazıda bile aklıma işte kullandığımız effectiveness chart'ları geldi bak, dizi izliyor olsaydım şimdi böyle olmazdııı...:) bir yöntemdir.
Herkes kendine en az 1 en fazla 3 (maksimum dozdur, bunu aşarsanız yan etkiler baş gösterir) dizi bulmalı, düzenli takip etmeli, işte de aynı diziyi izleyenlerle ertesi gün kritik yapmalı..

İşte benim top 3 dizim:



1) Fatmagül'ün suçu ne-->Kavuşamayan aşıklar, imkansız gibi görünen bir aşk... belki hiç bu duyguyu yaşamadığım için (çok şükür tabiki) ilgimi çektiğini düşünüyorum

Geçen sezondan beri fanatiklik derecesinde takip ettiğim bir dizi ( hiç bir bölüm kaçırmadım, yaptığım en büyük çılgınlık iş için gittiğim Barcelona'da akşam yemeği sebebiyle kaçırdığım için gece yarısı otele dönüp internetten izlemek oldu, sabahı bile bekleyemedim yani düşünün:)

2) Muhteşem yüzyıl--> Tarihi (!?) bir dizi olduğu için kendinizi izlerken daha az suçlu hissedersiniz (bir nevi genel kültür sonuçta...) ve çevrenize rahatlıkla bu diziyi takip ettiğinizi söylebilirsiniz...

3) Kuzey Güney--> Vallahi Kıvanç yüzünden değil..:) Senaryo sağlam geldi, ayrıca gerçekten Kuzey'in karakterinde tanıdığım bir insan var bu yüzden de gerçekçi ve etkileyici buldum..

Evet bu akşam cuma, takip ettiğim bir dizi yok (en önemli kural; hafta sonu bir diziye kapılmamak lazım aman dikkat..), bu yüzden de ben kaçar....:)

yoğun çalışan bayandan en pratik yemek tarifleri 1;yüksük çorbası



Malzemeler:

-1 orta boy soğan
-3-4 diş sarımsak
-300 gr mantı (hazır tabiki, dondurulmuş da olabilir:))
-400 gr doğranmış domates (konserve-o kadar da pratik olmasın diyorsanız taze de doğrayabilrsiniz:))
-200 gr uht kutuda domates püresi
-1 küçük kase haşlanmış nohut
-1 limon
-zeytinyağı (göz kararı, en sevdiğim ölçü birimi:))
-tuz
-kırmızı pul biber
-nane

Önce soğan ve sarımsağı blender'ın doğrayıcı haznesinde doğruyoruz. Tencereye göz kararı zeytin yağı koyup soğan ve sarımsağı kavuruyoruz (ölene kadar değil, diri kalırsa daha lezzetli oluyor). Üzerine doğranmış domates ve püreyi ilave edip kettle'da kaynattığımız suyu ilave ediyoruz (1,5 litre kadar)
Haşlanmış nohut ve mantıyı da ekliyoruz. Hiç karıştırmaya gerek yok, kaynamaya bırakıyoruz(mantıların piştiğinden emin olana kadar).Kaynama sırasında tuz, pul biber ve nane ekliyoruz. En son 1 limonun suyunu sıkıp ilave ediyoruz veee kolay yüksük çorbamız hazır..

Faydaları:

Bol soğan ve sarımsak içerdiği için doğal antibiyotik etkisi vardır, kışın özellikle sıcak sıcak süper gider
Doyurucu olduğu için yanına yemek yapmasınız da idare edebilirsiniz:)

afiyet olsun.

Not: Fotoğraf biraz aceleye geldi, biranönce yemek istedim çünkü, hatta bu tarifi yazarken bir taraftan da keyifle içiyorum çorbamı:)