yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoga etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Ağustos 12, 2012

Esnerseniz kirilmazsiniz..


Yoga'nin temel anlayislarindan biri. Ne kadar da dogru..Esnek olan bir nesneyi kiramazsiniz... Tam tersi cok sert bir nesne aslinda kolayca kirilabilir. Yoga uygulamasindaki pozlarda esneyerek cogu zaman sikinti verebilecek en zor gorunen hareketlerde bile kendimize rahat alanlar olusturabiliyoruz.Aslinda challenging bir yoga pozu karsisinda gosterdigimiz esneklik, sabir ve dayanikliligi bir sure sonra gunluk hayatimizda karsimiza cikan olaylara karsi da gosterebiliyoruz...

Yani esniyoruz, bukuluyoruz veee kirilmiyoruz...

İyi haftalar,
Sevgiyle,
Sibel

Pazar, Temmuz 29, 2012

Gunese selam ile gune enerjik ve mutlu baslayin..

Her gun 6 da kalkip Halkali'dan Umraniye'ye zorlu bir yolculuk yapiyorum(bazen kendimi "imparatorun yolculugu" belgeselindeki Penguenlere benzetiyorum:)) İsim zaten cok yogun, bazen gun isigini goremeden ev-ofis arasinda kosturuyorum. Tum bu zorlu sartlar altinda yoga gercekten direncimi ve hayata, insanlara, basima gelenlere karsi hosgorumu arttirdi. Bana bu kadar faydasi olan bir seyi de diger insanlarla da paylasmayi misyon edindim kendime. Bu yuzden Yoga ile ilgili yazmaya devam edecegim..

Evet sabahin 6 sinda da kalksam Gunese Selam hareketlerini min 5 set seklinde (sag-sol 1 set) yapiyorum. Gune daha mutlu ve enerjik basliyorum.

Asagida bu hareket serisini paylasiyorum. Nefes alis verislere dikkat ederek siz de sabahlari uygulayabilirsiniz. Farki hemen hissetmeye baslayacaksiniz..:)







Kaynak:
http://www.yogamini.com/yogadivya/gunese.html


Namaste.

Sibel

Cumartesi, Mayıs 26, 2012

İnziva Günlüğümden..

Bir kere daha anladım, ben doğada huzur buluyorum, adeta özüme dönmüş hissediyorum kendimi.Durmadan akan derenin şırıltısı, cıvıldaşan kuşların sesi, tenimde rüzgarın güven ve huzur veren esintisi..

Dün ormanda yaptığımız gezi süresince sanki kendimi doğanın bir parçası olarak hissettim. Doğanın sesleri, doğanın kokusu, doğanın dokusu adeta bana karıştı, ben doğa oldum, doğa da ben...Aldığım her nefesle, attığım her adımla biraz daha yuvama yaklaştım sanki.Tüm korkularımdan, endişelerimden arınmış olarak. Ben doğaydım çünkü, insan kendinden korkar mı...?Normalde kediden bile korkan ben ormanda kendimden emin, mutlu ve huzurlu adımlarla ilerledim.Doğa bana adeta kucak vermişti. Doğanın güvenli ellerine kendimi teslim etmiştim.

Durmadan akan derenin sesi insana nasıl da huzur veriyor...Geceleri uykumda bile bu ses bana eşlik ediyor. Sevdiklerim yanımda olmasa da doğa bana her zaman yanımda olduğunu hatırlatıyor.
Hiç durmadan akan dereye bakarken kendimin de hayat içinde işte böyle aktığını hissediyorum. Hiçbir an tekrar yaşanmıyor, akan su hep başka kayalarla, manzaralarla karşılaşıyor.Geri dönüşünün, tersten akmasının mümkün olmadığını bildiği için de her anın tadına varıyor adeta, o coşkulu çağlaması, adeta doğanın şarkısına dönüşüyor.

                                           
Durmadan akan dereye bakarken, benim de hayatım sanki film şeridi gibi önümden geçiyor. Geçmiş geçmişte kaldı, gelecekse nasılsa akışta en hayırlı olacak şekilde gelecek diye düşünüyorum.Ne geçmiş için, ne gelecek için endişe ve üzüntü duyuyorum.Şimdi'deyim ve hayatta tek gerçeklik şimdi aslında. "Şimdi'nin Gücü" ne olan inancım artıyor. Şimdi'de sahip olduklarım; kendime ayırdığım bu çok değerli inziva günleri, hayata karşı duyduğum merak ve hassasiyet (ki beni kendi yoga yolculuğumla buluşturdu), beni bekleyen, seven ailem ve canım aşkım eşim...sahip olduğum herşey ama herşey için şükrediyorum, bu şükür duygusu beni daha da çoğaltıyor.

Derenin kenarındaki ağaçlara bakıyorum, kiminin dalları suya doğru eğilmiş, kiminin dalları gökte yükseklere doğru uzamış..Ağaçlar huzurlu, güvenli..Su bulur muyuz, hayatımızı nasıl devam ettiririz gibi kaygıları yok..Doğaya, evrene, akışa güveniyorlar.. Çünkü biliyorlar ki bu akış içerisinde zaten yaşam kaynakları kendilerine ulaşacak...

İşte ben de bu ağaçlardan farksızım aslında...Kendimi akışa bıraktım, yapan ben değilim, kontrol eden değilim. İçimde huzur, şükür, kabulleniş ve sabırla kendimi akışa bıraktım.Bu akışta elbetteki sadece mutluluk, keyif gelmeyecek, acılar da olacak biliyorum...ama ben karşıma ne çıkarsa çıksın onunla kalabilecek ve akmaya devam edebilecek donanımdayım artık...

Hayat güzel, çok güzel bir hediye biz insanlara...Onu anlayabilmek ve dolu dolu her anıyla yaşayabilmek ise biz insanların bu hayata geliş sebebi ve en büyük "challenge" aslında...



Not: Foto'ları sevgili arkadaşım Seda Öz çekti, kendisine teşekkür ediyorum:)

Sevgiyle...

Sibel

19.05.2012

Kaz Dağları

Pazar, Aralık 25, 2011

sinirleri alınmış löp et kıvamına gelmek..

Evet bu hafta sonu aylık yoga buluşmalarımız vardı. Cuma akşamı iş çıkışından gece 11'e kadar; c.tesi, pazar ise öğlen 13.00'dan 19.00' a kadar yogayla dolu dolu bir haftasonu geçirdim. Nasıl mı hissediyorum şu anda? Yazımın başlığında da belirttiğim gibi adeta sinirleri alınmış löp bir et gibiyim:) rahat, gevşemiş, huzurlu ve herşeyden önemlisi mutluyum da...Hayatımda ilk defa pazar sendromunu bile yaşamıyorum. (normalde ben de p.tesi sendromu pazardan başlar, hele pazar akşamları canım hiç birşey yapmak istemez). Düzenli yoga yaptığımdan beri eskiden hiç beceremediğim bir şeyi yapmaya başladım; anı yaşamak, şimdide olmak, yarın ve/veya geçmiş için endişelenmemek..Bu ne kadar önemli ve aslında hayatın temeli olan bir duygu tahmin edemezsiniz. O adeta endişe makinesi beyninizin sesini bastırabilmek... Tabi daha yolun çok başındayım ama doğru yolda olduğumu hissediyorum. İşte bu akşam yoga'dan çıktım, taa caddeden, halkalı'daki evime doğru, ne trafiğin yarattığı stres ne de yarının p.tesi olduğu kaygısı. Tüm yol boyunca avaz avaz şarkı söyledim, adeta içimden mutluluk fışkırdı desem yeridir. Şimdi de eve geldim ve bu hislerimi hemen sıcağı sıcağına paylaşmak istedim sizlerle de..



Dün akşam da çok ilginçti benim için, yogadan çıktım dönüş yolunda önde ani fren yapan araca hafif çarptım, o kadar büyük bir sükunet ve rahatlık içindeydim ki, bu da hayatın bir parçası sonuçta, kabullenmişim, hata bende olduğu için, kartımı çarptığım kişiye verdim, p.tesi zabıt formlarını doldurup gönderirim dedim, sakince fotoğraflarını çektim iki arabanın. Ve yoluma devam ettim, kaldığım yerden şarkı söylemeye devam ederek..Yolda eşim aradı, bir arkadaşımızda yemeğe davetli olduğumuzu söyledi. Önceden olsa emrivakilerden hoşlanmam, üstelik yorgunum sırası mı şimdi diyebilirdim. Ama süper dedim,direk onlara gittim eve bile uğramadan. Ne kıyafetim, ne makyajımın olmaması (bunlar önceden olsa önemsediğim konular olurdu) umrumda değildi, sadece geçireceğim keyifli anlara odaklanmıştım. Öyle de oldu, gider gitmez içimdeki dinginlik ve yoga kafası üzerine 2-3 kadeh de şarap eklenince güzel bir gece geçirdim. Gecenin sonunda koltukta sızmıştım ama kalktığımda da içimde duyduğum huzur devam ediyordu...İşte şimdi amacım bu sinirleri alınmış löp et hali'ni sadece yogadan sonra değil hayatımın her anına uygulama üzerinde kendimi geliştirmek olacak...:)

Namaste..

Photo from http://myselfesteemmatters.org/

Pazartesi, Aralık 05, 2011

içimizdeki tezatlar ve yin-yang

Yazıma ilham veren içimizdeki tezatlar konusu haftasonu katıldığım yoga dersi sırasında aklıma geldi. Derste ikinci savaşçı pozisyonunda hocamız (bknz resim 1 bu şekilde daha iyi anlayabilirsiniz) sağ elimiz  ileri doğru gitmek isterken sol elimiz durmak istiyor tıpki yin ve yang içindeki tezatlık gibi dedi. (yin ve yang hani hepimizin bildiği siyah içindeki beyaz ve beyaz içindeki siyah nokta sembolu (bknz resim 2): Birbirlerine karşıt ama tamamlayıcı evrenler, birbirleri olmadan varolamazlar.

Resim 1: İkinci Savaşcı pozisyonu                                                  Resim 2: Yin-Yang Sembolu

Pozisyon sırasında içimdeki tezatları düşündüm ben de, bir yanım gitmek isterken (nereye olduğunu bilmiyorum...) diğer yanım beni durduruyordu. Bugün burda yoga ve meditasyon ile sakin sakin özüme dönerken çok değil bir gece önce geç saatlere kadar Halil Sezai konserinde avaz avaz şarkı söyleyip çılgınca eğlenmemiş miydim? Hepimiz yaşamayı bunca severken hatta öyle ki  cennete gitmek isteyip kimse ölmeyi istemezken (Steve Jobs'un muhteşem konuşmasından, eğer izlemediyseniz hala aşağıda linkini veriyorum mutlaka izleyin, hatta defalarca izleyin...) ömrümüzün nerdeyse yarısını uykuda geçiriyoruz ve uyumayı çok seviyoruz (uyku aslında ölüme en yakın olduğumuz an). İşte hayat da aslında yin-yang, tezatlar içindeki denge...Bu denge bozulunca insanın da psikolojisi bozuluyor ve depresyon başlıyor bence.  İşte, özel hayatta, eğlencede, üzüntüde, yani hayatın bize getirdiği herşeyde aşırı doza kaçmamak ve dengeyi bozmamak lazım...

Steve Jobs: aç kal, budala kal videosu

http://www.dailymotion.com/video/x3j81k_steve-jobs-ac-kal-budala-kal-alt-ya_people

Perşembe, Kasım 24, 2011

yoga ve ben

Size yoga eğitmenliği sertifika kursuna başladım desem?:) Evet doğru duydunuz bunca iş yoğunluğu,  üzerine yoga eğitmenliği, kulağa garip geliyor biliyorum ama ben uzun zamandır olmadığım kadar iyi ve huzurlu hissediyorum kendimi...Tabiki birdenbire pazarlama müdürlüğünü bırakıp yoga eğitmeni olmayacağım ama bu işi tam anlamıyla, felsefesiyle ve full dedikasyon ile öğrenmek istiyorum.Tabi sonrasında keyif aldığım için part time yoga eğitmenliği de yapabilirim, hobilerinden para kazanan insanları hep takdir etmişimdir..Yoga eğitmenliği dersleri boyunca günlük gibi yaşadıklarımı,hissettiklerimi, öğrendiklerimin bir kısmını sizlerle de paylaşacağım.


 
 Geçtiğimiz haftasonu başladım, iki gün toplam 12 saat yoga ile geçti. Toplam 10 kişiyiz sınıfta, çok farklı meslek gruplarından (psikolog, psikiyatrist, hostes, pilates eğitmeni, yazar, avukat, finanscı...) insanlar var ve tahmin ettiğiniz gibi herkes bayan:) Eğitmenimiz alanında çok tecrübeli ve iyi bilinen bir isim Mey Elbi. Gitmeden önce ne yalan söyleyeyim hafta sonu 2 gün 12 saat (her hafta sonu değil tabiki, ayda bir:)nasıl yoga yapılır ben de tereddüt ettim acabı mı dedim.Bu sürenin yarısı hareketlerle diğer yarısı yoga felsefesi üzerine sohbetle geçti. Hiç bu kadar uzun süre kendimle baş başa ve huzurlu zaman geçirmediğimi fark ettim. İlk hafta aya selam serisini öğrendik, biraz pratik yapayım kendi videomu yayınlayacağım buradan siz de evde yapabilirsiniz:) Yoga derslerimle ilgili ilk yazıma Hocamızın paylaştığı  kısa bir hikaye ile son vermek istiyorum:

Bir profesör zen öğretisini öğrenmek için Japon bir Zen masterını ziyarete gider. Zen masterı çay ikram eder ve  profesörün çay bardağı dolu olduğu halde  çayı doldurmaya devam eder. Doğal olarak çay dökülmeye başlar. Profesör: “bu bardak zaten dolu, daha fazla dolduramazsınız” der.  Master şu şekilde cevap verir : “Bu bardak gibi dolusun kendi görüş ve fikirlerinle, kabını boşaltmadığın sürece sana nasıl birşeyler öğretebilirim?"

Buna Zen başlangıç zihni deniyor, işte hayatta hiç bir zaman bu zihni kaybetmemek gerekiyor,hangi konumda olursak olalım heran herkesten herşeyden yeni bi şeyler öğrenebiliriz, hayatı da heyacanlı kılan bu değil mi?


*Photo from gonulkardesligi.com