Cuma, Temmuz 05, 2013

Doğada yaşamak anda olmak

1 haftadır doğayla baş başa bir tatil yaptım. Sabah kalkıp çimlerde yoga, ardından organik köy kahvaltısı, sonra havuz ve güneş..bol bol kitap okudum, düşündüm, doğayı inceledim..topragın kokusunu içime çektim, yağmurun sesini dinledim, yağmurdan sonra açan güneşle içimi ısıttım..bol bol bisiklete bindim orman yolunda..her pedalda sıkıntılarımı, endişelerimi bir bir geride bıraktım. Işığa doğru sürdüm...sonra durdum düşündüm işte hayat bu kadar basit ve guzel..Endişelenmek içinse çok kısa.Azla mutlu olabildiğimi gördüm, az bazen ne kadar çokmuş..yaşayarak gördüm..Enerji depoladım bol bol, yenilendim..
Dönüş bile canımı sıkmıyor, hayat her haliyle güzel..

Sevgiyle,
Sibel



Cumartesi, Haziran 22, 2013

İki sarsici film birden: ^into the wild^ ve ^Gandhi^

Keske daha once izleseymisim dedirten iki film izledim, ikisi de gercek hayattan ve cok etkileyici

into the wild:
Hayati kendine dayatildigi gibi yasamamayi secen bir gencin universiteden mezun olur olmaz ciktigi yolculugu, yalnizligini, mutluluk arayisini, dogayla mucadelesini anlatiyor film. Gercek bir hikayeden, yonetmeni Sean Penn. İnsani kendi hayati ve amaci hakkinda bir durup dusunduruyor bitince. Sizi huzunle karisik biraz şaşkin ama guclu, farkli blr bakiş açisi edinmenin hazzi gibi hislerle birakiyor. Filmde beni en cok etkileyen sozler:
^ mutluluk sadece paylasildigi zaman gercektir^
^bana ask, para, inanc, sohret, adalet yerine gercegi verin^
^mutluluk ucsuz bucaksiz ormanlardadir, bombos sahillerdeki coskudadir. İnsan elinin degmedigi bir yerdedir, denizin diplerinde ve gurlemesindedir. İnsanlari severim, ama dogayi daha cok severim...^
Tabi filmdeki kadar cesur bir yolculuk degil ama insanin kendini tukenmis hissettigi zamanlarda dogayla kendiyle bas basa kalmasinin cok faydali oldugunu, doganin bizi şarj ettigini dusunuyorum.

Gandhi:
Hayatini Hindistan in bagimsizligina kavusmasina adayan bir idealist Mahatma Gandhi^nin biyografisi. Cok basarili ve zaten zamaninda Oscar odulu de almis, herkesin mutlaka izlemesi gereken bir film.
Gandhi siddet karsiti mucadelesiyle pasif direnisin ilk onculerinden. Gunumuzde yasananlarla ilgili de cok guzel dersler cikarabilirsiniz filmden.
Gandhi^ nin egosunu tamamen sifirlamis olmasi, halka yakin olmasi ve bunu sozde degil yasam sekliyle de yapmasi, cesareti, kendine guveni, insanlari bolmeye degil birlestirmeye calismasi ve bariscil ince zekasi beni cok etkiledi.

^Dunyada gormek istediginiz degisikligin kendisi siz olun^

Sevgi ve barisla,

Sibel

Pazartesi, Mayıs 27, 2013

Kardesimin Hikayesi

2 günlük Antalya tatilime eşlik eden 2 günde plajda sıkılmadan bitirdiğim kitap..tüm Zülfü Livaneli kitapları gibi muhtesem..
Kitapta en begendiğim kısımlardan biri unutmak üzerine olanlar..unutabildiğiniz sürece affetmenize de gerek yok..unutun ki yükleriniz hafiflesin geçmişten gelen..unutalım ki endişeleri de bırakalım bizi yiyip bitiren..
Yine kitapta yer alan Şirazli Sadi nin insan tarifi ile noktayı koyuyorum:
Bir damla kan ve bin endişe..
Sevgiyle,


Sibel


Pazar, Ağustos 26, 2012

mutluluk reçetesi 5-bugün kendin için ne yaptın?

Mutluluğun elimizde olduğunu ve aslında bizim seçimimiz olduğunu artık biliyoruz heralde...Küçük şeylerle de mutlu olabiliriz. once kendimizi mutlu ederek, sonra da çevremizdekileri, sevdiklerimizi mutlu ederek, küçük şeyler, küçük dokunuşlar bile aslında nasıl fark yaratabiliyor...
Evet günümüzün yoğun ötesi ve gittikçe herşeye karşı duyarsızlaşan toplumunda arada bir durup düşünmeliyiz, mutlu muyum diye sormalıyız..Farkındalık ve değişim öncelikle kendimizle başlamalı..

Gandhi'nin sözündeki gibi; Dünyada görmek istediğiniz değişim kendiniz olmalısınız.

Bazen de yavaslatmalıyız kendimizi, her lokmanın tadını almak için daha cok çignemeli, yasadıklarımızı sindirmeliyiz...

En son ne zaman bir yere yetisme, birileriyle buluşma kaygısı olmadan etrafa bakına bakına, aylak aylak gezdiniz mesela...

Zamanın kolesi olmayın, siz zamanın efendisi olun...


Xxxx



Çarşamba, Ağustos 15, 2012

iki sarsıcı film birden

Hayata dokunan filmler ve en güzel aşk filmleri yazı dizilerimden sonra sinema eleştirmenliği şapkamla sarsıcı filmler serisi de başlatıyorum

Neden sarsıcı diyorum, aslında tam anlatacak kelime de bulamıyorum, garip, sıradışı, biraz durağan ama merak uyandırıcı ve sonuna kadar ilgiyle izlenen  festival filmi tadında filmler bunlar...

Evet bugün 2 sarsıcı film birden tavsiye ediyorum, her zamanki gibi uzun uzun film eleştirmenliğine soyunmadan bu filmlerin bırakacağı tatları belirteceğim ona göre izleme ve izlememe kararı sizin:)

Gitar (The Guitar):

3-4 aylık ömrünüz kaldığını öğrenseniz ne yaparsınız? Karalar bağlayıp ağlar mısınız, kendinize acır mısınız, yoksa herşeyi bırakıp ne istiyorsanız onu yapıp kalan kısa ömrünüzün keyfini mi sürersiniz? Başımıza gelen, o an için trajedi gibi gelen bir olay aslında bizi kendi gerçekliğimizi keşfetmemize iten bir mucize olabilir mi? Sonuna kadar ilgiyle izledim, bazı sahneler çok iç karartıcı ama sonu bir o kadar beklenmedik..Ben beğendim ; sarsıcı ve farklı filmler listeme ekledim







Rahim (Womb):

Sevdiğiniz insanı ansızın kaybetseniz (ölse) ve insan klonlamak mümkün olsa yapar mıydınız? Klonlanan hücreler sizin rahminizde gelişecek ve sanki bebek sahibi oluyormuşsunuz gibi doğuracaksınız. Film boyunca anne-çocuk ilişkisi mi sevgili ilişkisi mi gelişecek merakla izledim. Kritik sahneler çok dozunda verilmiş, rahatsız etmiyor. Ama insanı da düşündürüyor, kadının yalnızlığı ve sevdiği insanı hangi formda olursa olsun (bebek-çoçuk-genç delikanlı) hayatında tutma isteği... Uçuk bir sevgi, peki klonlanan insan gerçeği öğrendiğinde sizin hakkınızda ne düşünecek? Anne bildiği insan aslında kim?? Çok farklı bir film ben etkilendim, ayrıca Eva Green muhteşem bir oyunculuk sergilemiş.


İyi seyirler,

Sibel