Cumartesi, Haziran 16, 2012

nefes aldım, nefes verdim, işte hayatın özü..

Nil ne güzel demiş yeni şarkısında;

"Nefes aldım, nefes verdim, burdayım pes etmem yok, ben buraya çıplak geldim, hey hat, utanmam yok...."




Hayata karşı bu bakış açısı işler.. ben de böyle görüyorum hayatı..bazılarına göre ben merkezci, hırslı ,çok rahat ya da kendini beğenmiş gelebiliyor..Bu hayata bir kere geldim, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadığım sürece istediğimi yapmakta, sonsuzları hayal etmekte ve başarmakta özgürüm, kimseden de çekinecek bir şeyim yok:)

Süper de bir video klip yapmış, izle izle doyamadım, aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz..

http://www.youtube.com/watch?v=d5Qv-abC68k

Pazartesi, Haziran 04, 2012

Ashes and Snow by Gregory Colbert

Cok etkileyici bir calisma..insan ve doga bir butun aslinda, bu filmi izledikten sonra kediden korktugum icin kendimden utandim:)Gorsellik disinda muzikler, sozel anlatimlar da cok etkileyici..Dvd sini edinebilir, oncesinde daha detayli bilgi icin asagidaki web sitesini ziyaret edebilirsiniz..
http://www.ashesandsnow.org/

Cuma, Haziran 01, 2012

Zamanı efektif kullanmak: Eisenhower modeli

Hepimiz için gün 24 saat, ama yetmiyor sanki değil mi:)..Hele günümüz şartlarında özel sektörde çalışıyorsanız günün nerdeyse 12 saati işte (gidiş gelişler dahil) geçiyor, e minimum 7 saat de uyuyayım diyorsanız size 5 saat kalıyor tepe tepe kullanın:)

Bu yoğun tempoda en azından eve iş getirmemek ya da haftasonu çalışmamak adına işteki önceliklerimizi aşağıdaki matrikse göre belirlemekte fayda var.
Bu şekilde verimliliğimizi arttırıp önemli işleri deadline'larına sağdık kalarak yapabilir; üzerimizdeki stresi azaltabilir  ve kendi özel hayatımıza daha fazla zaman ayırabiliriz.

Herşeyde başarı için birinci şart bireyin mutlu olmasıdır, kişi mutlu değilse isterse 7-24 çalışsın başarılı bir iş çıkmaz. Hem kendi hayatımızda hem iş hayatında öncelik mutluluğumuz olmalı, bunun için de zamanı efektif kullanmak üzerimizdeki stresi azaltıp kendimize ve hobilerimize daha fazla zaman ayırmamızı sağlayacaktır.

Aşağıdaki matrikse göre yapılacak işlerimizi- "to do" listemizi sınıflandırabiliriz;

-önemli ve acil işleri hemen yapmalı,
-önemli ama acil olmayan işleri deadline'lara göre planlamalı,
-önemsiz ama acil işleri delege etmeli,
-önemsiz ve acil olmayan işleri ise minimize etmeli ya da ertelemeliyiz


                                             
                                               Eisenhower Matriks

Sevgiler,

Sibel

Hayata dokunan filmler: Jeux D'enfants-Cesaretin var mı Aşka?

Farklı, sarsıcı bir aşk filmi, iki çocukluk arkadaşı kendilerince cesaret oyunuyla hayata meydan okuyorlar, iş aşka gelince...

Sonunu tahmin etmek zor, eğlenceli, düşündüren, yer yer içinizi sızlatan bir film...Hayatla mücadele yolları, arkadaşlık, söyleyemediklerimiz, doğru yer ve zamanda gelmesi gereken cesaret üzerine..



Hepimizin hayatında pişmanlıkları, söylemedikleri vardır mutlaka, aslında hayat bunun için çok kısa...

Bu tatlar için ve etkileyici oyunculuklar için mutlaka izleyin derim, benim top 10 aşk filmi listeleme girmiş ve defalarca izleme isteği uyandıran bir filmdir, benden söylemesi:)



Sevgiyle,

Sibel

Pazar, Mayıs 27, 2012

Hayata dokunan fimler: The Intouchables

Size film eleştirmeni gibi anlatmayacağım filmleri. 

Sadece damağınızda bırakacağı tatlardan bahsedeceğim, sizin de damak zevkinize uyacağını düşünüyorsanız bu filmleri kaçırmayın derim.

Hayata dokunan filmler yazı dizimin ilk filmi The Intouchables...

Hayatın içinden (gerçek bir hikayeden uyarlanmış) sıcacık bir film.. 

İki insanın dostluğu, engelleri aşma çabaları, hayat ne getirirse getirsin her anın keyfine varabilmek, her şeye rağmen hayat güzel ve yaşamaya değer...

Güneşi göremedim diye ağlarsan yıldızları da göremezsin...


İyi seyirler,

Sibel

Cumartesi, Mayıs 26, 2012

İnziva Günlüğümden..

Bir kere daha anladım, ben doğada huzur buluyorum, adeta özüme dönmüş hissediyorum kendimi.Durmadan akan derenin şırıltısı, cıvıldaşan kuşların sesi, tenimde rüzgarın güven ve huzur veren esintisi..

Dün ormanda yaptığımız gezi süresince sanki kendimi doğanın bir parçası olarak hissettim. Doğanın sesleri, doğanın kokusu, doğanın dokusu adeta bana karıştı, ben doğa oldum, doğa da ben...Aldığım her nefesle, attığım her adımla biraz daha yuvama yaklaştım sanki.Tüm korkularımdan, endişelerimden arınmış olarak. Ben doğaydım çünkü, insan kendinden korkar mı...?Normalde kediden bile korkan ben ormanda kendimden emin, mutlu ve huzurlu adımlarla ilerledim.Doğa bana adeta kucak vermişti. Doğanın güvenli ellerine kendimi teslim etmiştim.

Durmadan akan derenin sesi insana nasıl da huzur veriyor...Geceleri uykumda bile bu ses bana eşlik ediyor. Sevdiklerim yanımda olmasa da doğa bana her zaman yanımda olduğunu hatırlatıyor.
Hiç durmadan akan dereye bakarken kendimin de hayat içinde işte böyle aktığını hissediyorum. Hiçbir an tekrar yaşanmıyor, akan su hep başka kayalarla, manzaralarla karşılaşıyor.Geri dönüşünün, tersten akmasının mümkün olmadığını bildiği için de her anın tadına varıyor adeta, o coşkulu çağlaması, adeta doğanın şarkısına dönüşüyor.

                                           
Durmadan akan dereye bakarken, benim de hayatım sanki film şeridi gibi önümden geçiyor. Geçmiş geçmişte kaldı, gelecekse nasılsa akışta en hayırlı olacak şekilde gelecek diye düşünüyorum.Ne geçmiş için, ne gelecek için endişe ve üzüntü duyuyorum.Şimdi'deyim ve hayatta tek gerçeklik şimdi aslında. "Şimdi'nin Gücü" ne olan inancım artıyor. Şimdi'de sahip olduklarım; kendime ayırdığım bu çok değerli inziva günleri, hayata karşı duyduğum merak ve hassasiyet (ki beni kendi yoga yolculuğumla buluşturdu), beni bekleyen, seven ailem ve canım aşkım eşim...sahip olduğum herşey ama herşey için şükrediyorum, bu şükür duygusu beni daha da çoğaltıyor.

Derenin kenarındaki ağaçlara bakıyorum, kiminin dalları suya doğru eğilmiş, kiminin dalları gökte yükseklere doğru uzamış..Ağaçlar huzurlu, güvenli..Su bulur muyuz, hayatımızı nasıl devam ettiririz gibi kaygıları yok..Doğaya, evrene, akışa güveniyorlar.. Çünkü biliyorlar ki bu akış içerisinde zaten yaşam kaynakları kendilerine ulaşacak...

İşte ben de bu ağaçlardan farksızım aslında...Kendimi akışa bıraktım, yapan ben değilim, kontrol eden değilim. İçimde huzur, şükür, kabulleniş ve sabırla kendimi akışa bıraktım.Bu akışta elbetteki sadece mutluluk, keyif gelmeyecek, acılar da olacak biliyorum...ama ben karşıma ne çıkarsa çıksın onunla kalabilecek ve akmaya devam edebilecek donanımdayım artık...

Hayat güzel, çok güzel bir hediye biz insanlara...Onu anlayabilmek ve dolu dolu her anıyla yaşayabilmek ise biz insanların bu hayata geliş sebebi ve en büyük "challenge" aslında...



Not: Foto'ları sevgili arkadaşım Seda Öz çekti, kendisine teşekkür ediyorum:)

Sevgiyle...

Sibel

19.05.2012

Kaz Dağları

life will go on...

Uzun bir süredir yazamadım, aslında çok ama çok şey birikti eteklerimde bu süreçte ama bazen "çokluk" sizi hareketsiz hale getirebilir, nereden başlasam, nasıl devam etsem...

Son dönemde hislerime çok güzel tercüman olan bir şarkının sözlerini paylaşmak isterim, aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz de..

Ne olursa olsun hayat devam edecek...

"Life Will Go On"

Broken skies, heartaches that flowers won't mend
Say goodbye knowing that this is the end
Tender dreams, shadows fall
Love too sweet, to recall
Dry your eyes, Face the dawn
Life will go on

All day long thought that we still had a chance
Letting go, this is the end of romance
Broken hearts find your way
Make it through just this day
Face the world on your own
Life will go on, life will go on

There'll be blue skies, every true love
Someday I'll hold you again
They'll be blue skies in a better world, darlin'

Tender dreams, shadows fall
Love too sweet, to recall
Dry your eyes, Face the dawn
Life will go on, life will go on
Broken heart find your way
Make it through just this day
Face the world on your own
Life will go on

http://www.youtube.com/watch?v=yKJOThDVRiE